10.5.11
9.5.11
i might be wrong
çıkamıyorum işte yataktan ben. deniz otobüsünden korktuğum yalanı artık kendimi kandırmama yetmiyor.ve rüyalar. rüyalarım çok fazlalar. fazla derinler. istediğim her şeye hayır cevabı aldım mesela son rüyamda, herkesi gördüm ama. herhangi bir isteğim olan herkesi gördüm ki bu iyi bir şey, mesela birine "hiç gitme" dedim, birine "gelme" dedim, birine "sus" dedim, birine "beni 10 dakika da olsa sev" dedim. istediklerimi söyledim, buraya kadar güzel. sonra sırayla ne diyorsam tersini yaptılar. sırayla evet. burada kabusa dönüştüğünü farkettim, uyanmak için direndim ama olmadı. tevakkuzumu yitirdim mesela sonra. çok örnek veriyorum, mavi yağmurluğumu omzundan yırttım. ama benim yaşadığım caddede müzik çalmıyor çoğu zaman. iki tane tadelle yiyip mutlu olacağıma inanıyorum hala. hala herhangi bir esintide kendimi evimde sanıyorum, az sonra sokağa çıkıp sonsuz özgürlüğümü yaşayacağıma inanıyorum. isteyerek hiçbir şeyi yapamadım, bari isteyerek öleyim diyorum.
sonra susuyorum ben. bana bir şey söylemeyin, "ay ben gülerim."
sonra susuyorum ben. bana bir şey söylemeyin, "ay ben gülerim."
8.5.11
boris vian + alanis + ane brun kafaları.
biz doğru muyuz, hayır, yamuğuz. bildiğin yamuk. bugün ışığı arkama alarak hareket etmeye çalıştım. başaramadım ve uyudum. çok zor zira.
kollarım yanana kadar mum tuttuğumu gördüm rüyamda sonra. bilinçdışı arzu olayları, lan ben kollarımı yakmayı niye isteyeyim? ne bilinçdışısı, ne arzusu.. bilim yıkıldı lan ayaklarımda. freud düştü yani. arzuymuş. haydi inkar edelim benim bilinçdışı arzumun bu oluşunu.
6 derece
- ne ?
yamukluk işte,
-hangi tarafta hata var?
kulak ve beyinde. 6 derece küçümsenecek bir şey değil. onulmaz.
-onulmaz yazıyorum.
yaz. bitsin. sıradaki!!
yamuk veya düz, ne fark eder ki, ikisi de aynı bok. ikisi de aynı şans yolu vs. bilmem ki. zamanı katlayıp izlediğim çizgi filmlerin renkli dolap ve halılarının altına koydum. bunun çağrışması kolay. ya da değil bilmem.
ne fark edecek ki? kör olana kadar aya bakmak veya güneşe bakmak arasındaki fark nedir ki? biri ölür biri canlanır. izlerler birbirlerini ama dahil olamazlar. birbirlerini yalnız bırakırlar.
gittikçe azalan güvenlerim de yamuk. güven azalıp da sevgi kalır mı? kalıyormuş ama görme isteği raddesi düşüyor gıdım gıdım. gıdım diye bir kelime var, hepimiz kullanıyoruz. ne fark eder ki? ne kadar fark edecek varlığımla yokluğum. ya da yokluğum değil, güvenimin yokluğu ? bilmem.
sonra sokağın birinde gitar çalıyor ane brun, paris'te kesin sokak adı "lê" ile başlayıp "sêr" ile biten iki kelimeden oluşuyordur. ve güzeldir eminim. zamanı ane brun gitar telleri arasından gitarın içine düşürmüş.
ciğerlerimi çığlık attım, odam doldu. yangın yok artık hiçbir yerde. yaz geldi çünkü. bu kış da böyle geçti, bahara allah kerim demişti sezen aksu ama bahar gelmedi. şimdi kıçımızda yumurta pişireceğimiz anlara çok az kaldı. bunun beni ne kadar üzdüğü neyi değiştirir ki? veya bir şeyi ne kadar değiştirebilir.
önemsiz olduğunu hatırlama kılavuzu dağıtmak istiyorum. sıradan, dümdüz. "bazen yalnızlıktan ölecekmişim gibi hissediyorum" diyor bazı yaşam asalakları. biri anlatsın artık onlara, bu işler öyle yürümüyor. yalnızsan öylesin, değilsen değilsin hem birisini sevmişsen sevmişsindir, sürekli görüşmek veya başka şeylerin bir önemi yoktur. o orada bir yerdedir ve sen onu seviyorsundur. görsen, görmesen ne fark eder ki. her duygumuzu yazmaya adadık kendimizi, bu merak nederen geliyor ki? amaç ne? bilinse ne oluyor, bilinmese ne oluyor. kendinizi daha fazla önemsemenize sebep oluyorsunuz, sonra hiçbir hayal kırıklığını kaldıramıyorsunuz. bence siz hatalısınız. ben hatalı olsam ne fark eder ki? aynı şeyi ben de yapıyorum. hem iyi yaptığımı da söylüyorlar. o zaman biraz daha duygularımdan bahsedeyim.
yoruldum, bir çello çağrısında kayboldum. kaybolması için varolması lazım bir insanın dedim, varoldum sonra tekrar kaybolamadım. etrafımda "işte bu" dediğim her insana belli bir süre geçtikten sonra öfke ve güvensizlik duymaktan yoruldum. kendimi çok önemsemiyorum, ölsem ölürüm yani, hiçbir şey fark etmez benim adıma. sizin adınıza da fark etmez. bu işler böyledir, yaşam asalaklarına bunu da söyleyin. ben muhattap olmaktan kaçınıyorum.
kendine kalıp arayan herkesin herhangi bir film karakterini idol haline getirmesini izlemekten yoruldum. kendiniz olmayı denemiyorsunuz artık, gerek yok çünkü. olması gereken bir çok örnek var, seç al kullan. güle güle kullan. öyle sıkıldım ki, bilmem. ne fark eder?
çok yoruldum lan, valla yoruldum.
mum nerede ?
heimdall hiçbir çağrıma cevap vermiyor.
"i had to watch my tone for fear of having you feel judged.
you're not going to die any time soon
do you believe we are fundamentally judgmental? fundamentally evil?"
kollarım yanana kadar mum tuttuğumu gördüm rüyamda sonra. bilinçdışı arzu olayları, lan ben kollarımı yakmayı niye isteyeyim? ne bilinçdışısı, ne arzusu.. bilim yıkıldı lan ayaklarımda. freud düştü yani. arzuymuş. haydi inkar edelim benim bilinçdışı arzumun bu oluşunu.
6 derece
- ne ?
yamukluk işte,
-hangi tarafta hata var?
kulak ve beyinde. 6 derece küçümsenecek bir şey değil. onulmaz.
-onulmaz yazıyorum.
yaz. bitsin. sıradaki!!
yamuk veya düz, ne fark eder ki, ikisi de aynı bok. ikisi de aynı şans yolu vs. bilmem ki. zamanı katlayıp izlediğim çizgi filmlerin renkli dolap ve halılarının altına koydum. bunun çağrışması kolay. ya da değil bilmem.
ne fark edecek ki? kör olana kadar aya bakmak veya güneşe bakmak arasındaki fark nedir ki? biri ölür biri canlanır. izlerler birbirlerini ama dahil olamazlar. birbirlerini yalnız bırakırlar.
gittikçe azalan güvenlerim de yamuk. güven azalıp da sevgi kalır mı? kalıyormuş ama görme isteği raddesi düşüyor gıdım gıdım. gıdım diye bir kelime var, hepimiz kullanıyoruz. ne fark eder ki? ne kadar fark edecek varlığımla yokluğum. ya da yokluğum değil, güvenimin yokluğu ? bilmem.
sonra sokağın birinde gitar çalıyor ane brun, paris'te kesin sokak adı "lê" ile başlayıp "sêr" ile biten iki kelimeden oluşuyordur. ve güzeldir eminim. zamanı ane brun gitar telleri arasından gitarın içine düşürmüş.
ciğerlerimi çığlık attım, odam doldu. yangın yok artık hiçbir yerde. yaz geldi çünkü. bu kış da böyle geçti, bahara allah kerim demişti sezen aksu ama bahar gelmedi. şimdi kıçımızda yumurta pişireceğimiz anlara çok az kaldı. bunun beni ne kadar üzdüğü neyi değiştirir ki? veya bir şeyi ne kadar değiştirebilir.
önemsiz olduğunu hatırlama kılavuzu dağıtmak istiyorum. sıradan, dümdüz. "bazen yalnızlıktan ölecekmişim gibi hissediyorum" diyor bazı yaşam asalakları. biri anlatsın artık onlara, bu işler öyle yürümüyor. yalnızsan öylesin, değilsen değilsin hem birisini sevmişsen sevmişsindir, sürekli görüşmek veya başka şeylerin bir önemi yoktur. o orada bir yerdedir ve sen onu seviyorsundur. görsen, görmesen ne fark eder ki. her duygumuzu yazmaya adadık kendimizi, bu merak nederen geliyor ki? amaç ne? bilinse ne oluyor, bilinmese ne oluyor. kendinizi daha fazla önemsemenize sebep oluyorsunuz, sonra hiçbir hayal kırıklığını kaldıramıyorsunuz. bence siz hatalısınız. ben hatalı olsam ne fark eder ki? aynı şeyi ben de yapıyorum. hem iyi yaptığımı da söylüyorlar. o zaman biraz daha duygularımdan bahsedeyim.
yoruldum, bir çello çağrısında kayboldum. kaybolması için varolması lazım bir insanın dedim, varoldum sonra tekrar kaybolamadım. etrafımda "işte bu" dediğim her insana belli bir süre geçtikten sonra öfke ve güvensizlik duymaktan yoruldum. kendimi çok önemsemiyorum, ölsem ölürüm yani, hiçbir şey fark etmez benim adıma. sizin adınıza da fark etmez. bu işler böyledir, yaşam asalaklarına bunu da söyleyin. ben muhattap olmaktan kaçınıyorum.
kendine kalıp arayan herkesin herhangi bir film karakterini idol haline getirmesini izlemekten yoruldum. kendiniz olmayı denemiyorsunuz artık, gerek yok çünkü. olması gereken bir çok örnek var, seç al kullan. güle güle kullan. öyle sıkıldım ki, bilmem. ne fark eder?
çok yoruldum lan, valla yoruldum.
mum nerede ?
heimdall hiçbir çağrıma cevap vermiyor.
"i had to watch my tone for fear of having you feel judged.
you're not going to die any time soon
do you believe we are fundamentally judgmental? fundamentally evil?"
5.5.11
ne
bugün bilincim yataktan düşmüştü. kafamı yavaşça kaldırıp yerde yatışına baktım. bilincimin kafamdan düşmesi migrene sebep oluyor. kafamda fransızca ve italyanca kavga eden iki tane kadın vardı. öyle böyle kavga etmiyorlar yani çok ediyorlar, önünü.. neyse.
sıcak su ve soğuk kahvelerle beraber iki paket sigara içtim. otobüste çok rasyonel insanlar olmalıydı, dikkat etmedim. havayı sevdim, sevdikçe daha çok sevdim. kaldırıma oturup beni almaya gelmesini bekledim. önümü göremiyordum. bilinç ne zaman terketse bu oluyor işte. bu ağrı.
sadece müzik düşünüyorum dedim, bu iyi bir şey değil dediler. biri geçenler de "ne yapabilirim diye düşünüyorum" dedi, o günden beri ben de düşünüyorum, dün de geldi aynı soru, "ne yapmamı istersin" valla hala düşünüyorum. çok düşünüyorum da bir de buna yorulmam çok puan aldı. fransızca uyumak istiyorum ben şimdi.. zaten günü "uyusam hepimiz için iyi olacak" dedim ve bitirdim. arkası kesilmeyecekti yoksa.
evet her şeyin anlamını yitirdiğinin farkındayım. hissettiğim her şey bir kalıba dahil. keşke bunu farketmemi sağlamasaydı sağlayan kişi. fark kaldı o farklan da hiç bir şey olmadı.
ne yapmam gerektiğini ben dün de bilmiyordum günlük. artık sevgi azalması yoğunlaştı.
sırtımı kaşır mısın?
sıcak su ve soğuk kahvelerle beraber iki paket sigara içtim. otobüste çok rasyonel insanlar olmalıydı, dikkat etmedim. havayı sevdim, sevdikçe daha çok sevdim. kaldırıma oturup beni almaya gelmesini bekledim. önümü göremiyordum. bilinç ne zaman terketse bu oluyor işte. bu ağrı.
sadece müzik düşünüyorum dedim, bu iyi bir şey değil dediler. biri geçenler de "ne yapabilirim diye düşünüyorum" dedi, o günden beri ben de düşünüyorum, dün de geldi aynı soru, "ne yapmamı istersin" valla hala düşünüyorum. çok düşünüyorum da bir de buna yorulmam çok puan aldı. fransızca uyumak istiyorum ben şimdi.. zaten günü "uyusam hepimiz için iyi olacak" dedim ve bitirdim. arkası kesilmeyecekti yoksa.
evet her şeyin anlamını yitirdiğinin farkındayım. hissettiğim her şey bir kalıba dahil. keşke bunu farketmemi sağlamasaydı sağlayan kişi. fark kaldı o farklan da hiç bir şey olmadı.
ne yapmam gerektiğini ben dün de bilmiyordum günlük. artık sevgi azalması yoğunlaştı.
sırtımı kaşır mısın?
biz ne yapmışız ?
şıpıdık terlikli bir beyinsiz tarafından yönetilmişiz.
hiçbir şey yapamamışız.
yani biz de beyinsiziz.
rocker tshirtlerim, kanvas pantolonlar, yahudi yelekleri, özgün saç topuzları.
beyinsiziz. evet.
hiçbir şey yapamamışız.
yani biz de beyinsiziz.
rocker tshirtlerim, kanvas pantolonlar, yahudi yelekleri, özgün saç topuzları.
beyinsiziz. evet.
4.5.11
guzzle down
pour me another gin.
-insanın içtikçe içesi, içtikçe ölesi geliyor.
"hissikablelvuku..." hatırladın mı ?
öyledir o, çekersin, çıkarırsın içini, sonra kaparsın tekrar olduğu yere bırakırsın. gariptir yani. ne yapmam gerektiğinin şuurunu yitiriyorum sonra. sonra kahkahaları tutuyoruz. içine atma yahu, bana söyleneni başkasına söylediğimde yumruğunu kaldırıyor. "yalnız değilmişim" hissi. alkonden korkacağına, muz kabuklarından korksun bence. kafasını kaldırmasın benimle yürürken, camları yerle bir eder düşüncelerim. camlar iner. salisede. biraz böyledir bu iş. yani sorun yok gibi.
değişik farkındalıkların dibine yuvarlıyorum. sonra da çekip çıkarmak için binbir şekil. bir sürü pişmanlık. böyle şu an. duygularımız kategorilize edildi ve içleri tamamen boş artık. ben de bu farkındalığın kör kuyusuna düştüm dün. sonra "pour me another gin" .
- ama bu bildiğin tonik yani cini nerede? diye sormayacaktım. sonrası biraz yine karışıyor.
öyledir o yani, sadece istediğini yapar, gerisine karışmaz. kim eğitti bilmiyorum. bu eğitimi nereden aldığıyla ilgili sır vermiyor, kolumdan tutup sertçe oturttu beni o gün. öyledir o işte. bir şey yapmasına veya söylemesine gerek kalmaz.
ne kadar gereksiz işlerin peşinde koşuyorum.
niye?
çok uzun bir soru bu.
neyse.
may the 4th be with you o zaman. iyi ki doğmuş.
galaxt of the lost'tan
stormnaz.
-insanın içtikçe içesi, içtikçe ölesi geliyor.
"hissikablelvuku..." hatırladın mı ?
öyledir o, çekersin, çıkarırsın içini, sonra kaparsın tekrar olduğu yere bırakırsın. gariptir yani. ne yapmam gerektiğinin şuurunu yitiriyorum sonra. sonra kahkahaları tutuyoruz. içine atma yahu, bana söyleneni başkasına söylediğimde yumruğunu kaldırıyor. "yalnız değilmişim" hissi. alkonden korkacağına, muz kabuklarından korksun bence. kafasını kaldırmasın benimle yürürken, camları yerle bir eder düşüncelerim. camlar iner. salisede. biraz böyledir bu iş. yani sorun yok gibi.
değişik farkındalıkların dibine yuvarlıyorum. sonra da çekip çıkarmak için binbir şekil. bir sürü pişmanlık. böyle şu an. duygularımız kategorilize edildi ve içleri tamamen boş artık. ben de bu farkındalığın kör kuyusuna düştüm dün. sonra "pour me another gin" .
- ama bu bildiğin tonik yani cini nerede? diye sormayacaktım. sonrası biraz yine karışıyor.
öyledir o yani, sadece istediğini yapar, gerisine karışmaz. kim eğitti bilmiyorum. bu eğitimi nereden aldığıyla ilgili sır vermiyor, kolumdan tutup sertçe oturttu beni o gün. öyledir o işte. bir şey yapmasına veya söylemesine gerek kalmaz.
ne kadar gereksiz işlerin peşinde koşuyorum.
niye?
çok uzun bir soru bu.
neyse.
may the 4th be with you o zaman. iyi ki doğmuş.
galaxt of the lost'tan
stormnaz.
3.5.11
"may tries to be june" bilmem kaç dakika sürer.
"I was hoping" bilmem kaç dakika sürer.
"trouble every day" bilmem kaç dakika sürer.
"where I end and you begin " bilmem kaç dakika sürer.
bir araya gelip, bu şekilde sıranalıp, bir ömür sürerler sonra. sonra o ömür onlar olur.
sonra adamın teki gelir, son noktayı koyar.
I won’t get heavy
don’t get heavy
keep it light
keep it moving
I am doing no harm
as my world comes crashing down
freaking out
deaf, dumb and blind
"I was hoping" bilmem kaç dakika sürer.
"trouble every day" bilmem kaç dakika sürer.
"where I end and you begin " bilmem kaç dakika sürer.
bir araya gelip, bu şekilde sıranalıp, bir ömür sürerler sonra. sonra o ömür onlar olur.
sonra adamın teki gelir, son noktayı koyar.
I won’t get heavy
don’t get heavy
keep it light
keep it moving
I am doing no harm
as my world comes crashing down
freaking out
deaf, dumb and blind
2.5.11
njosnavelin
"almanyaya gitti orada yaşadı"
dur, sigaramı yakayım, bir derin içime çekeyim sonra anlatmaya başlayacağım.
bir baklava vardı ya, ağzıma sıçtılar lan o baklava yüzünden. ben anlatıyorum, gülüyorsunuz, gülün diye anlatıyorum sonra anne ve babalarınıza anlattırıyorsunuz. sonra gülüyorsunuz ve ben kendimi iyi hissettiğimi sanıyorum. ama sanırım yani doğru değilmiş galiba. bilmiyorum ki. hayatta bana en büyük acıyı veren şeylerden biri baklava neredeyse.
çatlamış bavul altı, havaalanı kapısının altında sıkışan mp3 çalar. ben ilk defa benden korumanı istemiştim, saat gece 2ydi sanırım, demiştim ki, "insanların dediklerini duymak istemiyorum, susturamazsın biliyorum ama benim duymamı engelle.."
evet bir süre iyi oldu hakkaten ama, bana geçen aylarda olan olaydan sonra, bunu bunu diyenler utansın derken, beni bir daha hayat boyu koruyamayacağını anladım. zaten kimsenin beni korumasına ihtiyacım yokmuş gibi davranıyorum, nereye bakıyorsun ? yok önemli değil, paçalarım çok ıslanıyorlar ve sonra üzerlerine basınca kolay yırtılıyorlar. aslında suçlusu benim çünkü gökyüzüne bastığımı düşünerek suların üzerinde yürüyorum. ama etrafta dalların olması lazım, ya da kocaman bulutların. onlar yoksa anlaşılmazlar.
+warum deinen händen.. ?
-was ?
+schlecht..
- weiss nicht ...
-çabuk kalk oradan, halının üzerine döktüğün reçel taneleri çorabıma yapıştı, hani temizlemiştin burayı, zaten pragran aldığım kahvaltılıktı kırdığın şey! ungeschickt!!
-hayır ben bu şekilde yaşayamam yani, gitsin bu. kesin kursa gitmiyor bu, sen yarın ara bir sor, orada burada sürtüyor kesin. bak ben gözünden anlarım adamın. gerçi asosyalin teki bu, bir boku beceremez, kimse bakmaz buna bir de çünkü gördüğüm en büyük ungeschickt bu! ailece böyleler zaten. biliyorum ben. biliyorum anlarım ben..
-mikrodalgadan garip sesler geliyor hep, iki tabaktan fazla ısıtmayın dediler.. soğuk ye sen, bir şey olmaz..
-niye oturuyorsun öyle iki büklüm?
+ sırtım ağrıyor..
- gören de tepene bindik sanacak. allahım ne çıtkırıldı bir şeysin sen öyle ya, valla bıktım senden. merdivenler kuruyunca haber ver, terasa çıkacağım.
- bu masayı al götür eve. sonra gel vazoları al. bak bir yerine bir şey yaparsan yemin ederim eve almam seni.
kapının önünde, orada, o vazoyu yere çarptım. ellerim kanadılar. ellerimle camları temizledim karanlık bahçede. bahçede kırılan camlar. küçük cam parçaları. minicik. içimi kaplayan camdan daha kalındılar ama.
alo, of süper burası ya. yani çok mutluyum. gerçekten, her şey yolunda.. tatlıları çok güzel buranın.
ben sana boşuna ungeschickt demiyorum, kırdın di mi vazoyu! topla tek tek şimdi.. tek tek topla.
-seninle konuşmak istemiyorum, zamanla bu noktaya gelecektik biz zaten, bu yaşadıklarımız olmasaydı da gelecektik. düşünmeyi bırak, takıntı haline getirme hiçbir şeyi. bırak artık, ben de iyi olayım, sen de iyi ol. ama yeter artık, bırak...
alo, ben geliyorum.
işte njosnavelin
ellerime neden baktığımı anlarsınız belki..
18 yaş.
orada öldüm.
dur, sigaramı yakayım, bir derin içime çekeyim sonra anlatmaya başlayacağım.
bir baklava vardı ya, ağzıma sıçtılar lan o baklava yüzünden. ben anlatıyorum, gülüyorsunuz, gülün diye anlatıyorum sonra anne ve babalarınıza anlattırıyorsunuz. sonra gülüyorsunuz ve ben kendimi iyi hissettiğimi sanıyorum. ama sanırım yani doğru değilmiş galiba. bilmiyorum ki. hayatta bana en büyük acıyı veren şeylerden biri baklava neredeyse.
çatlamış bavul altı, havaalanı kapısının altında sıkışan mp3 çalar. ben ilk defa benden korumanı istemiştim, saat gece 2ydi sanırım, demiştim ki, "insanların dediklerini duymak istemiyorum, susturamazsın biliyorum ama benim duymamı engelle.."
evet bir süre iyi oldu hakkaten ama, bana geçen aylarda olan olaydan sonra, bunu bunu diyenler utansın derken, beni bir daha hayat boyu koruyamayacağını anladım. zaten kimsenin beni korumasına ihtiyacım yokmuş gibi davranıyorum, nereye bakıyorsun ? yok önemli değil, paçalarım çok ıslanıyorlar ve sonra üzerlerine basınca kolay yırtılıyorlar. aslında suçlusu benim çünkü gökyüzüne bastığımı düşünerek suların üzerinde yürüyorum. ama etrafta dalların olması lazım, ya da kocaman bulutların. onlar yoksa anlaşılmazlar.
+warum deinen händen.. ?
-was ?
+schlecht..
- weiss nicht ...
-çabuk kalk oradan, halının üzerine döktüğün reçel taneleri çorabıma yapıştı, hani temizlemiştin burayı, zaten pragran aldığım kahvaltılıktı kırdığın şey! ungeschickt!!
-hayır ben bu şekilde yaşayamam yani, gitsin bu. kesin kursa gitmiyor bu, sen yarın ara bir sor, orada burada sürtüyor kesin. bak ben gözünden anlarım adamın. gerçi asosyalin teki bu, bir boku beceremez, kimse bakmaz buna bir de çünkü gördüğüm en büyük ungeschickt bu! ailece böyleler zaten. biliyorum ben. biliyorum anlarım ben..
-mikrodalgadan garip sesler geliyor hep, iki tabaktan fazla ısıtmayın dediler.. soğuk ye sen, bir şey olmaz..
-niye oturuyorsun öyle iki büklüm?
+ sırtım ağrıyor..
- gören de tepene bindik sanacak. allahım ne çıtkırıldı bir şeysin sen öyle ya, valla bıktım senden. merdivenler kuruyunca haber ver, terasa çıkacağım.
- bu masayı al götür eve. sonra gel vazoları al. bak bir yerine bir şey yaparsan yemin ederim eve almam seni.
kapının önünde, orada, o vazoyu yere çarptım. ellerim kanadılar. ellerimle camları temizledim karanlık bahçede. bahçede kırılan camlar. küçük cam parçaları. minicik. içimi kaplayan camdan daha kalındılar ama.
alo, of süper burası ya. yani çok mutluyum. gerçekten, her şey yolunda.. tatlıları çok güzel buranın.
ben sana boşuna ungeschickt demiyorum, kırdın di mi vazoyu! topla tek tek şimdi.. tek tek topla.
-seninle konuşmak istemiyorum, zamanla bu noktaya gelecektik biz zaten, bu yaşadıklarımız olmasaydı da gelecektik. düşünmeyi bırak, takıntı haline getirme hiçbir şeyi. bırak artık, ben de iyi olayım, sen de iyi ol. ama yeter artık, bırak...
alo, ben geliyorum.
işte njosnavelin
ellerime neden baktığımı anlarsınız belki..
18 yaş.
orada öldüm.
trouble every day
"I won't get heavy"
bu insanlar nereye gidiyorlar ?
hiçbir fikrim yok, hiçbir fikrim yok. kelime dağarcığım üçe düştüğünden beri daha mutluyum sanırım. ya da ben hiçbir zaman mutlu değilim zaten. yani suratımda patlayan redyohedler ve siyah kalp bilmem neleri. sizin bana baktığınız yerden ben size bakamıyorum. öyle bir algım yok. öyle bir şekilde patlama geçirmedim. en son kulak patlamasının ardından, topallıyorum, başım sola yatık. beynim kulağıma doğru ilerliyor. dinlediğim tüm şarkılardaki bas gitarlar sıkışmış gibi sesler duyuyorum, çocukluğum kulağımdan aşağı atladı. tek celse bir şemal. bkz 1 Ğ. öyle bir şey yok. bunlar var alakalı olabilir. aradığınız kelimeler bulunamadı. girdiğiniz şifre algılanamadı.
ben aslında yokum.
bir de bir yere kusmam lazım bunu;
gece 3te mesaj atan garanti bankası ebene atlasınlar ağzını yüzünü siksinler inşallah. yaptığınız adres tespitleri götünüze girsin.
bu insanlar nereye gidiyorlar ?
hiçbir fikrim yok, hiçbir fikrim yok. kelime dağarcığım üçe düştüğünden beri daha mutluyum sanırım. ya da ben hiçbir zaman mutlu değilim zaten. yani suratımda patlayan redyohedler ve siyah kalp bilmem neleri. sizin bana baktığınız yerden ben size bakamıyorum. öyle bir algım yok. öyle bir şekilde patlama geçirmedim. en son kulak patlamasının ardından, topallıyorum, başım sola yatık. beynim kulağıma doğru ilerliyor. dinlediğim tüm şarkılardaki bas gitarlar sıkışmış gibi sesler duyuyorum, çocukluğum kulağımdan aşağı atladı. tek celse bir şemal. bkz 1 Ğ. öyle bir şey yok. bunlar var alakalı olabilir. aradığınız kelimeler bulunamadı. girdiğiniz şifre algılanamadı.
ben aslında yokum.
bir de bir yere kusmam lazım bunu;
gece 3te mesaj atan garanti bankası ebene atlasınlar ağzını yüzünü siksinler inşallah. yaptığınız adres tespitleri götünüze girsin.
1.5.11
the air is on fire
bazen zaman anlamını yitirir. bugün yoldayken telefonum kitlendi. bu şarkıyı dinliyordum. telefonu kapattım, pilini çıkardım, tekrar açtım şarkıya devam etmek adına. inanın sizinle telefonda konuşmak istemiyorum ben. alakasız. neyse telefon bana saat soru 13:00 olarak girişini yaptım.
gerçekten de 13:00'mış. çok saçma ve ağır. bilinçten bu kadar kaçarken bilincin en alasını yaşamak.
bak bu adamlar fransız, bu şarkıyı söyleyenler işte, isimlerini yazamayacak kadar güzel kafam. diğer her şey için hala iyiyim. hala bana bir bok olmadı. olamadı. eve gelirken takviyeler yaptım da işte. bir şeyler devam ediyor sonuçta. böyleşeyleroluyoralışmaklazım.
hay dilim kopsaydı. şimdi çok pişmanım, "alacağım cevapları bilerek anlatmak" hayatımın özeti oldu, çok da kötü oldu. bu sebeple bazen hiçbir şey söylemiyorum, birine bir şeyi söylemeyemedim, hala nasıl söylesem diye planlar yapıyorum, hala yoruluyorum. bazen böyle şeyler oluyor.
"kendimden nefret ettiğimden daha çok nefret ediyorum." ben bugün böyle bir şey dedim. zamanında "çok hatırlamaktan elektroşok yiyen insanları" yazmıştım zaten.
zaten.
aslında;
"üzerine konuşulmayan üzerine hep içilmeli. (Y)"
ruhum katlandı lan. ben hayatımda bu kadar güzel ve bu kadar zor bir şey yaşamamamıştım.
bir gün, yani o gün geldiğinde, tek bir kelimeyle her şeyi anlattığımda, bunların sebebini anlayacaksındır.
o değil de, gökyüzü yanıyor görüyor musun? ama sen gökyüzüne hiç bakmıyorsun ki.. hiç. zaten ben de her şeyi unutuyorum ve dahası bi düzgün anlatamıyorum. diyemiyorum.
ama derim. lanet olsun.
derim.
o zaman gökyüzüne de, yeryüzüne de bakarsın.
ya da bakmazsın. kendi saçmalıklarımdır bunlar.
ya da sen varsındır ve sen yoksundur. gelen veya giden kimse değilsindir.
ve aşk, çok acı. bunun üzerine de içeriz herhalde. bilemedim.
gerçekten de 13:00'mış. çok saçma ve ağır. bilinçten bu kadar kaçarken bilincin en alasını yaşamak.
bak bu adamlar fransız, bu şarkıyı söyleyenler işte, isimlerini yazamayacak kadar güzel kafam. diğer her şey için hala iyiyim. hala bana bir bok olmadı. olamadı. eve gelirken takviyeler yaptım da işte. bir şeyler devam ediyor sonuçta. böyleşeyleroluyoralışmaklazım.
hay dilim kopsaydı. şimdi çok pişmanım, "alacağım cevapları bilerek anlatmak" hayatımın özeti oldu, çok da kötü oldu. bu sebeple bazen hiçbir şey söylemiyorum, birine bir şeyi söylemeyemedim, hala nasıl söylesem diye planlar yapıyorum, hala yoruluyorum. bazen böyle şeyler oluyor.
"kendimden nefret ettiğimden daha çok nefret ediyorum." ben bugün böyle bir şey dedim. zamanında "çok hatırlamaktan elektroşok yiyen insanları" yazmıştım zaten.
zaten.
aslında;
"üzerine konuşulmayan üzerine hep içilmeli. (Y)"
ruhum katlandı lan. ben hayatımda bu kadar güzel ve bu kadar zor bir şey yaşamamamıştım.
bir gün, yani o gün geldiğinde, tek bir kelimeyle her şeyi anlattığımda, bunların sebebini anlayacaksındır.
o değil de, gökyüzü yanıyor görüyor musun? ama sen gökyüzüne hiç bakmıyorsun ki.. hiç. zaten ben de her şeyi unutuyorum ve dahası bi düzgün anlatamıyorum. diyemiyorum.
ama derim. lanet olsun.
derim.
o zaman gökyüzüne de, yeryüzüne de bakarsın.
ya da bakmazsın. kendi saçmalıklarımdır bunlar.
ya da sen varsındır ve sen yoksundur. gelen veya giden kimse değilsindir.
ve aşk, çok acı. bunun üzerine de içeriz herhalde. bilemedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)