radiohead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
radiohead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.6.10

last flowers


"ay ben gülerim.."

dün ben birilerine gittim, birileri bana "sen radiohead seviyormuşsun" dediğinde anlamalıydım zaten, sonra gittiğim yere aslında çok isteyerek gitmedim, gitmek zorundaydım bir de kendimi iyi hissedeceğimi biliyordum ve orada sadece radiohead çaldı, aynı hastanelere gidişim gibi, hastaneye gitmek istememek ama oradakilerin yanında kendini iyi hissetmek, onlar orada olduğu için orada olmak sonuç mezuniyet yerine cenaze.. balo yerine, mevlid. bire bir gerçek..

gün içinde radiohead kelimesi geçiyorsa benim ondan sonraki 10 günüm radiohead ile olacak demektir. zor. dün gece hayatıma bir değişiklik olsun, cebime azcık para girsin diye gittiğim transfer bir fiyaskoydu, eve gelişim gece 2, sabah kalk 6, sokağa çık işe gel.. kulağımda last flowers, minübüste kadının birinin çantası kafama çarpıyor ve eminim benimle konuştuğuna, "bana mı dediniz ?" diyorum, kadın; " ben bir şey demedim diyor." o sırada thom'un sesini açıyorum, /too much, too bright, too powerful/ uykusuzluk çok parlak, çok güçlü ve çok fazla.. o sırada yanımda oturan kız, "istinye'yi geçtik mi?" diye soruyor, ben istinyeden emin olamıyorum ve "nereyi?" diye soruyorum, kız diyor ki; " ben bir şey demedim ki"..

içimde balinalar karaya vuruyor, beynim her an kulaklarımdan ve burnumdan fışkırıcakmış gibi, akşamın kuvvetine yetişemem herhalde, "yirmi yedi" dedi arkamdan yürüyen adam, dönüp sormadım, sadece baktım, kimse yoktu. evlerin hareket ettiğini, evlerin konuştuğunu duydum, yavaşça kımıldanmalarını hissettim... ayak başparmağım ağrıyor...

yazın gelmesiyle hayatımın alt üst olması bir oluyor.. her sene böyle oluyor, 2003'ten beri, her sene, istisnasız, ya biri öldü, ya biri terk etti, ya ben gittim, ya biz geldik, ya biz gittik, ben yerkürenin tüm arka bahçelerini görmesem de, hepsinde yürüdüm. vurulan çocukların, saçlarınını kendi kanlarında yüzmesini gördüm.. mücadelenin ne kadar anlamsız olduğunu biliyorum artık. ama bir şeyi kabullendiğim yok..


sen de, dün sabah 4 sularında, bacağıma giren krampsın, bu ara çok sık aklımda olduğundan, her gece en az 15 dk kramp yüzünden kıvranıyorum, az kalsın bağırıyordum dün sabah, kımıldayamadım, mumyalanmış gibiydim, üşümesin diye kat kat giydirilen zavallı çocuklar gibi.. sen işte, salak.

toplantılara girdiğimde, dikkat ettiğim tek şey, insanların elleri, özellikle konuşmacının elleri.. kelimelerin ölü olduğunu anladığımdan beri sizi pek dinlemiyorum, hissettiğinin %2'sini bile kelimelerle anlatamazsın.. sus, rica ederim sus. daha fazla gerilemeyeceğim..


Cause I can't face the evening straight
You can offer me escape
Houses move and houses speak
If you take me then you'll get relief
Relief, relief, relief, relief, relief

It's too much
Too bright
Too powerful



unutmadan, devontê hynes bana kendimi çok iyi hissettiriyor....

5.4.10

güne radiohead ile başlamak.

down is the new up,
.
.
.
it's too much
too bright
too powerful..
.
.
.
because we separate like
ripples on a blank shore
.
.
.
I'm up in the clouds,
and I can't, and I can't
come down
I can watch but not take part
where I end and where you start
where you, ,
you left me alone
you left me alone
.
.
.
I'm gonna go to sleep and let this wash all over me..
.
.
I walk through walls,
I float down the liffey,
I'm not here this is not happening.
.
.
.
If you try the best you can, the best you can is good enough!
.
.
.
Wake from your sleep the drying of your tears
today we escape..
.
.
.
you know! you know where you are with
floor collapsing! floating! bouncing back!
and one day..
I am gonna grow wings!
.
.
.
This is what you get, when you mess with us!
.
.
.
A heart that's full up like a landfill
a job that slowly kills you
bruises that won't heal
.
.
.
I'm on a roll
I'm on a roll
this time
I feel my luck could have change.
.
.
.
I am all the days, that you choose to ignore.....
.
.
.
just cause you feel it,
it does not mean it's there.

why so green and lonely ?

we are accidents waiting to happen!
.
.
.
I don’t know why you bother
nothing's ever good enough for you.
I was there and it wasn't like that.
you’ve come here just to start a fight.
.
.
.

evet ben bunu yaptım
listem budur,
bunu hala yapıyorum.
öldüğüm zaman da bu şarkılar çalmaya devam etsin.

24.3.10

radiohead'sel ve anthony and the johnsons'sal sanrılar ve jonsi'nin varlığı




"what can i do
when the bird's got to die
what can i do
when she's too weak to fly"


ne kadar da garip bir şey olmuş insanların hayatıma gelip gidişleri. ne kadar da çok zaman geçirmişim aslında birilerini özlerken, ne kadar çok vaktimi öldürmüşüm bilgisayarın başında bu gri ekrana bakarak. garip. garip bir iş bu, garip bir oyun gibi.

gidiyorum bu'dan mütevellit ağır ağız dolaşmalarının içinde, "annemi üzdüm böylece bana hep tirenler çarpsındır" ses gürültüsünün eşliğinde susturamadığım tek bir karakterin, tek bir adının baş harfinin ki bizce birden fazla adı, sanı, sıfatı olan kimsenin yokluğuyla hayatımın tümünü bir pazar gününe çevirdim, geç saatte sigaramın bittiği, ertesi gün hava henüz aydınlanmamışken terkedeceğim odamın, evin, özlemini daha uyumadan hissetmeye başladığım bir pazar gününün enva-i çeşit misafir iade-i ziyaretlerine gömmüşüm adımı. "annemin dudağının kıvrımında patlayan ilkokul" gibi bir şey eksilmiş göğsümün tam ortasından bir gong geçmiş. bizim evin orada kimseler var, tanımadığım, umursamadığım devletin defterinde küçük birer isim olan insanlar. kayıp olduklarında adlarının çizildiği insanlar. ben de onlardan biriydim işte. kimseydim bir adet.

evet ben de ne dediğimi bilmemek istiyorum, hakkımı aramamak istiyorum. annemin yaşamama izin vermesi için ağlıyorum. annem benim yaşamamın iznine dayalı olduğuna inanamadığı için ağlıyor ben yemek, içmek istemiyorum. içmek istendiriliyorduğum.

geçen ay, yine bir gün şüphesiz yine pazar gibi. bu ay, yine bir cuma, koşulsuz bir pazar sisi. garip bir hava, yaz gibi. bu ne lan? ne alaka abi ? aralıktayız diyerek normal olmaya çalıştığımda yine değişik olarak anılıyorum çünkü insanlar bu havadan memnunlar. oysa kıç kıllarının soğuktan birbirine yapışıyor olması lazım gelirken ben bakkala gitmeye üşeniyorum. çünkü hava soğuk değil ve biz ocak ayının ilk günündeyiz. ha 2009 ha 2010 onun detayını vermeye gerek yok.

yiten inançlarımın sayısını thom yorke'a verin.
hope there is someone diyerek yæni işte.

benimle oyun oynamayınız. nasıl davranacağınızı bilmiyor iseniz, hedef tahtanız olmak istemiyorum.