bazıları var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bazıları var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.4.11

for the ending day

cumaları güzeldir ama.
madrugada ile başlanan cumalar daha bi' güzeldir veya sister şarkısını dinlerken o en sevdiğin yerde "bak işte burası" diye birine söylediğini düşünmektir. kendimden geçiyorum olm. öyle böyle bazı notalar.
dj shadow vardı noldu ?
"tomorrow never comes until it's too late"
evet, sizlerle tanıştığım günlerdi, zaman akmak bilmiyordu. yine yüzyıl geçmiş lafını tekrarlamak istemiyorum ama öyleydi be. tekrarladım. yoyo ile kafayı bozmuştum. bir de six days ile. hayat değiştirmeye pek müsait bir şarkı değildi ama farkındalığını sağladığım bir çok boş düşüncenin sebeplerinden biriydi. ben o şarkıyı özlediğimi farkettim ve açtım dinliyorum.
"sabır-sızlanmak"
şöyle demiş özkan gözel afili filintalarda (kim olduğunu bilmiyorum);

"Sabır-sızlan-mamız
ya da
sabrımızın sızlaması,
başa,
en başa
geç-kalmışlığımızdan,
ama aynı zamanda da
ora’ya
neden sonra
rücû telaşımızdan
kaynaklanıyor
sanı-yorum

***
Biliyorum,
ama yine de sabır-sızlanı-yorum. Halimi özetliyor bu. Sabretmeyi ne zaman öğrenebileceğimi bilmesem de onu –zamanla– sızla-yan-sabrım-dan öğrenebileceğimi anlı-yorum. Sabrı böyle yorumlayınca hakeza, zamanı ve zamana yatırılmış varlığımı daha iyi anlı-yorum. Ve zamanla anlıyorum: Sabır yoran bir şey – yoran ve öğreten. Neyi öğreniyorsak, onu ancak yora-yorula öğreniyoruz. Ve neden sonraVaktin çocuğuyuz da ondan..."


ya dasti, biz sabırdan anlamıyoruz galiba. bir şeyler ekleyecektim bu yazının altına ama yok. sabır dediğin şey bende farklı bir tanıma sahip galiba. anla-mı-yorum.


"çok hatırlamaktan deliren biri"
hiç hatırlamamaktan delirlenle aynı kaderi paylaşması çok garip olan biridir. o da elektroşok yiyecektir beyninden. sarsıntı. her olay anında yaşadığı hissi yüzde yüz hatırlayan bir insan, hiçbir şey anlatmaktan hoşlanmaz. bilmem anlatabildim mi ki bilmem. susarak ne kadar çok şey anlatılır. çok güzel olur.

bazı konu başlıkları;

  • kahve içmek.
  • içmek
  • çok içmek
  • deli gibi
  • ve
  • uyanamamak



"düşünemedi felsefesi"
çok güzeldir. çok iyidir. fazla düşünmedim üzerinde. güzeldir. iyidir. fazla düşünmedim üzerinde. düşünemedi abi. of ne güzel duyguların adamı o.




3.8.10

while the pictures are coming alive.

gunes.. yildiz

"yol uzun, güzergâh zorlu; ne demeliyim? zarif kardeşim benim, seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim."

fakat ben bu kitabı okudukça fırlattım, okudukça fırlattım, fırlattıkça kalktım, düştüğü yerden aldım, okumaya devam ettim.. okudukça bir şey ifade etmediğini gördüm, gördükçe şaşırdım, üzüldükçe düştüm, düştüm.

sularına yuvarlandığımın dünyası, bir kahve içecektim oturup, biraz müsade etsen, mesela ben işe yarım saat geç gideyim, kahve içiyordum diyeyim, ayy güneşini gırtlakladığımın dünyası, bir kasımdan diğer kasıma yüreğimi kavuruyorsun, gördüklerimden utanmaktan sıkıldım, ey allahınız, nerede şimdi ? burada mı kendisi. ey ayına tükürdüğümün, toprağını kızarttığımın, asfaltına kustuğumun dünyası,

seni sevmiyorum.

bu "zaman" şeysi, "böylegidisleroluyoralısmaklazım"ın en baş taşlarından birisi aslında. zamana kafa yormaya vaktim olmuştu bir keresinde, ama kafam o kadar yorulmuştu ki, 4 gün boyunca uyumuştum, sonra uyanınca sormamıştım saati, zamanı, kaç gün geçtiğini. geçip gidiyor oluşu artık hiç umrumda değil, bundan dolayı endişe mi duymalıyım nedir. çünkü herkes şansını bulduğunda gider, gidecek, herkesin eline bir şans geçiyor. kimseye zaten beni bırakmayın falan dediğim yok ama, içimdeki kemirgenin yalnızlık korkusu olmadığını da anlamış olduk böylece. ey ağzını yüzünü kırdığımın dünyası, "benden aldıklarını nerene sokacaksın şimdi?" ben her şeyin dününde yaşayan, anı olacak bir şey artık biriktiremeyecek durumda olan, beyni çürümüş olan, ulan ne beyni ellerim bile çürüdü lan artık. "soon it will be fire" dedi richard youngs tam bu cümleyi bitirince.

"balkonlarınız çok yüksek sizin,baş döndürüyor
dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor..."

gerçekten neyden zevk alabildiğinizi merak ediyorum, aslında size lanet olsun çok özeniyorum, çok özgür görünüyorsunuz buradan, ağladığınız şeyler bile özgür, hem bak, ben istediğim şeye bile ağlayamıyorum, o konuda bile özgür değilim, ben o kedisiyle tek başına yaşayan asabi kızlardan olamayacağım hiçbir zaman, hiçbir zaman aynanın karşısında bir başkası için 10 dakikamı harcayamayacağım, ben seni öperken fotoğraf çektirmeyeceğim, ben utanırım, ben müziğimi dinleyeceğim, ben istersen sana bütün bu insanların hikayelerini anlatacağım, hepsiyle yolculuk yapacaksın, camlarda suratlarını göreceksin, güçleri tükenip kendini vuran insanların sesleri güç verecek sana, dünyanın ne kadar iğrenç bir yer olduğunu sana uzun uzun anlatacağım, sana fotoğraflar göstereceğim, senin elinden tutup, güneşin ayı öldürüşünü izleteceğim, sen "güneş doğuyor" dediğinde hayır, bu bir cinayet diyeceğim ve her şeyin birbirini öldürdüğünü anlayacaksın, her duygunun, her hasretin, her özlemin her şeyin zaman içinde sırayla birbirini öldürdüklerini anlayacaksın, bana "zarif kardeşim" diyen o insanı anlatacağım sana, onu göstereceğim,onu izleyeceğiz seninle, sonra yürüyeceğiz sadece, uzun uzun.. susacağım ben artık, neden sustuğumu merak edeceksin, daha çok susacağım, ondan ötesini sana anlatmamın imkanı yok çünkü, kendi içimi kendime bile anlatamıyorum ki ben, ben sana bak diyeceğim, duyuyor musun, duyamayacaksın, çünkü sadece bana geliyor olacaklar.. arabaya bineceğiz, camı sonuna kadar açıp kolumu koyacağım, kolumun üzerine de kafamı, tepemde birikmiş o kuru ve yapış yapış düşünceleri rüzgara teslim edeceğim, araba gittikçe hepsi kafamdan uçacaklar.. ben sana bir annenin evladı için neler yapabildiğini göstereceğim ve bir evladın annesi için neler yapabileceğini, ben sana kardeşlik nedir onu anlatacağım.. sonra o araba gidecek, ben sana aşkı anlatacağım, elliott smith'in aşkını, thom yorke'un aşkını, tori amos'un aşkını anlatacağım, storm wolverine ve jean isimli kahramanların hissettiklerini hissedeceksin, aşkın ne demek olduğunu ezberleyeceksin, insanların aşkları için nasıl çıldırdıklarını, ne kadar delileşebileceklerine şaşıracaksın, leonard cohen ve mickey rourke dan bahsettiğimde aşklarından ölemediklerini ama janis joplini anlattığımda aşkından öldüğünü anlayacaksın, yonderhead'i anlattığımda beni göreceksin, jonsiden bahsettiğimde feryat figan acı çekmeyi, aşkı anlayacaksnı, sigur ros dediğimde çocukların berraklığını tadacaksın, adım attığın her evdeki tozdan hikayeler çıkaracaksın, tozların anlattıklarını duymaya çalışacaksın, benim sana olan sevgimi hiçbirinden duyamayacaksın, parlak gelecek denen şeyin aslında sadece ayaklarının yere basmasıyla olacağını anlayacaksın, evlilik en çok konuşulan şeydir ama en az konuştuğun insanda anlamlanır, aşkı anlatırken arkadaşlarının gözlerinin içinin güldüğünü görmeyi göstereceğim sana, gerçekten nasıl sevildiğini sadece kendimi anlatarak öğreteceğim, öğrendikçe gözlerin parlayacak, zihnimin ne kadar kısmının yaralandığını ve bilincimin ne kadar zor çalıştığını açıklayacağım, anlayacaksın belki düşüneceksin tek başınayken, ben sana nasıl alo dendiğini göstereceğim, nasıl mutluluğun tek kelimeyle aktarılacağını göstereceğim... ama sen bunların hiçbiriyle ilgilenmeyeceksin... sonra ben içmeye gideceğim, her zamanki halime geri döneceğim, ölmek dediğin ne ki, defalarca cehenneme gidip geldim, böyle düşünürsen hakikaten sıkıcısındır. bir insanı bir çok şey öldürebilir, hiçbiri her sabah uyanmak kadar ağır olmuyor inan. sadece şunu söyle, ben hep böyle boş mu hissedeceğim kendimi.. bana yalan söyleyemezsin, belli bir yerden sonra bana yalan söyleyemeyeceksin, sonra gideceksin, çünkü herkes gider. kollarını unutana kadar rüyalarıma gireceksin, sonra yüzün de yok olacak, fotoğraflar bağırırken kestiğim için. senin yine umrunda olmayacak bunlar...

sonra diyeceğim ki bir gün; en kötüsü hep tamamen bittiğinde, tamamen dindiğinde, insanın içini kkuzey kışı kapladığında gelir..

omurgamı aldın benim.

der susarım.

8.4.10

gökyüzüne bakınca neler oluyor neler

"ben oradaydım"
edip cansever demiş ki; " gökyüzü gibi şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor..", almış çocukluğunu gökyüzüne çıkarmış, ben oradaydım, bu yukarıdaki fotoğraftaydım, fotoğrafı çekmek için fotoğraf makinesine uzandığımda ellerim titriyordu, gördüğüm en uzun kabus olmalıydı ama kabusun içinde gördüklerim kesinlikle gerçek ve gördüğüm en güzel şeylerdi.. bir bir sıraya dizseydim ben yolları sanırım cennete giderdi, ya da cennet orasıydı, buradakinden çok daha zor...
.
.
.
"ekim 09'"
"çimler metrpolün en büyük yalanı!"
susmanın zamanı değilmiş, şimdi isyan vaktiymiş, şimdi değişme zamanıymış, şu an aslında dün olacakmış, bir an önce harekete geçmeliymiş, bir ilaç içermişim geçermiş, yüzmeye gitsemmiş, ne olurmuş, kim demiş, neyi bilmiş, aslında ile başlayan cümlelerden kurtulmalıymışım, artık içmemeliymişim, kendime vakit ayırmalıymışım, aslında ben yaşamamalıymışım. bilemedim ki bu ne oldu. sizler o beton yığınlarında uyurken, sabah sanırım 6'ydı. aylardan ekimdi, gittim sahile, size çimlerin gözüyle baktım, çok çirkinsiniz...
.
.
.
"babamın eli, annemin sigarası, izmit, (istanbuldan ankaraya gidiş)"
yola çıkardık, çıkmadan önce kilolarca abur cubur alırdık, hepsinden birer gıdım yer gerisini yemezdik, ankarada'yken istanbul'a gidiyorsak o yiyecekler rutubetten bozulurdu arabada, şimdi istanbul'dan ankara'ya gidiyoruz, abur cuburlar bozulmuyor, ama eskisi kadar yiyecek alacak o garip çocukluk hevesi yok, babamın külleri hep direksiyona düşerdi, annem kızardı, ablam kokudan rahatsız olurdu, şimdi o hepimizden çok içiyor.. şimdi ben de içiyorum, eskiden camdan dışarıya bakmayı severken, şimdi uyumayı seviyorum, kulağımda müzik yoksa o yolculuğa çıkmak istemiyorum, oysa eskiden sohbet ederken abur cubur yerdik.. şimdi yine e bow the letter olsa diyorum, yola gitsem, araba, tren, otobüs hiçbir farkı yok, sadece geçtiğim yola bakmak istiyorum...
.
.
.
(yine bir sabahın kör saati)
"kuşlar ölmeye başlayınca ne yapabilirim ?"
çimlerle görüştüğüm sabah, bir de kuşların gözünden baktım betonarmelere, onlar yalan değiller ama, sadece, sürekli ölmekle meşguller... kuşlar ölüyorlar ve onları zehra topluyor. ölürlerse yere düşerler ve zehra onları toplar, (yine ah muhsin ünlü girdi kafamın içine, çıkmalı sanki) demek istediğim aslında hiçbir şey demek istemiyor oluşum ama şunu da unutmamak istiyorum, gökyüzüne bakınca ben ağlamaklı oluyorum. yemin ederim, bu sabah oldu, hem de iğrençti gökyüzü, insanların pis ruhları kaplamıştı, zar zor görebildim aradan. biliyordum bugünün geleceğini ama, bu kadar kötü biteceğini değil.
"içimde kötü bir his var" dedikçe, yüzsüzlüğüme yüzsüzlük kattım, keşke söyleseydim gerçeği ve kovulmadan o ayrılsaydı. evet, o pis ruhlardan biri de benimdi, hem de gökyüzünü görebilmek için en çok mücadele ettiğim..
.
.
.
(almanya
2007
aralık)
"belki de"
belki de bir gün sana "I wanted you to step into my world" diyebilecektim.
güçsüzlüğünüzle boğuluverin.
bilgeliğinizin içine çömelip orada kalın.

görüşürüz.