birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.8.10

while the pictures are coming alive.

gunes.. yildiz

"yol uzun, güzergâh zorlu; ne demeliyim? zarif kardeşim benim, seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim."

fakat ben bu kitabı okudukça fırlattım, okudukça fırlattım, fırlattıkça kalktım, düştüğü yerden aldım, okumaya devam ettim.. okudukça bir şey ifade etmediğini gördüm, gördükçe şaşırdım, üzüldükçe düştüm, düştüm.

sularına yuvarlandığımın dünyası, bir kahve içecektim oturup, biraz müsade etsen, mesela ben işe yarım saat geç gideyim, kahve içiyordum diyeyim, ayy güneşini gırtlakladığımın dünyası, bir kasımdan diğer kasıma yüreğimi kavuruyorsun, gördüklerimden utanmaktan sıkıldım, ey allahınız, nerede şimdi ? burada mı kendisi. ey ayına tükürdüğümün, toprağını kızarttığımın, asfaltına kustuğumun dünyası,

seni sevmiyorum.

bu "zaman" şeysi, "böylegidisleroluyoralısmaklazım"ın en baş taşlarından birisi aslında. zamana kafa yormaya vaktim olmuştu bir keresinde, ama kafam o kadar yorulmuştu ki, 4 gün boyunca uyumuştum, sonra uyanınca sormamıştım saati, zamanı, kaç gün geçtiğini. geçip gidiyor oluşu artık hiç umrumda değil, bundan dolayı endişe mi duymalıyım nedir. çünkü herkes şansını bulduğunda gider, gidecek, herkesin eline bir şans geçiyor. kimseye zaten beni bırakmayın falan dediğim yok ama, içimdeki kemirgenin yalnızlık korkusu olmadığını da anlamış olduk böylece. ey ağzını yüzünü kırdığımın dünyası, "benden aldıklarını nerene sokacaksın şimdi?" ben her şeyin dününde yaşayan, anı olacak bir şey artık biriktiremeyecek durumda olan, beyni çürümüş olan, ulan ne beyni ellerim bile çürüdü lan artık. "soon it will be fire" dedi richard youngs tam bu cümleyi bitirince.

"balkonlarınız çok yüksek sizin,baş döndürüyor
dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor..."

gerçekten neyden zevk alabildiğinizi merak ediyorum, aslında size lanet olsun çok özeniyorum, çok özgür görünüyorsunuz buradan, ağladığınız şeyler bile özgür, hem bak, ben istediğim şeye bile ağlayamıyorum, o konuda bile özgür değilim, ben o kedisiyle tek başına yaşayan asabi kızlardan olamayacağım hiçbir zaman, hiçbir zaman aynanın karşısında bir başkası için 10 dakikamı harcayamayacağım, ben seni öperken fotoğraf çektirmeyeceğim, ben utanırım, ben müziğimi dinleyeceğim, ben istersen sana bütün bu insanların hikayelerini anlatacağım, hepsiyle yolculuk yapacaksın, camlarda suratlarını göreceksin, güçleri tükenip kendini vuran insanların sesleri güç verecek sana, dünyanın ne kadar iğrenç bir yer olduğunu sana uzun uzun anlatacağım, sana fotoğraflar göstereceğim, senin elinden tutup, güneşin ayı öldürüşünü izleteceğim, sen "güneş doğuyor" dediğinde hayır, bu bir cinayet diyeceğim ve her şeyin birbirini öldürdüğünü anlayacaksın, her duygunun, her hasretin, her özlemin her şeyin zaman içinde sırayla birbirini öldürdüklerini anlayacaksın, bana "zarif kardeşim" diyen o insanı anlatacağım sana, onu göstereceğim,onu izleyeceğiz seninle, sonra yürüyeceğiz sadece, uzun uzun.. susacağım ben artık, neden sustuğumu merak edeceksin, daha çok susacağım, ondan ötesini sana anlatmamın imkanı yok çünkü, kendi içimi kendime bile anlatamıyorum ki ben, ben sana bak diyeceğim, duyuyor musun, duyamayacaksın, çünkü sadece bana geliyor olacaklar.. arabaya bineceğiz, camı sonuna kadar açıp kolumu koyacağım, kolumun üzerine de kafamı, tepemde birikmiş o kuru ve yapış yapış düşünceleri rüzgara teslim edeceğim, araba gittikçe hepsi kafamdan uçacaklar.. ben sana bir annenin evladı için neler yapabildiğini göstereceğim ve bir evladın annesi için neler yapabileceğini, ben sana kardeşlik nedir onu anlatacağım.. sonra o araba gidecek, ben sana aşkı anlatacağım, elliott smith'in aşkını, thom yorke'un aşkını, tori amos'un aşkını anlatacağım, storm wolverine ve jean isimli kahramanların hissettiklerini hissedeceksin, aşkın ne demek olduğunu ezberleyeceksin, insanların aşkları için nasıl çıldırdıklarını, ne kadar delileşebileceklerine şaşıracaksın, leonard cohen ve mickey rourke dan bahsettiğimde aşklarından ölemediklerini ama janis joplini anlattığımda aşkından öldüğünü anlayacaksın, yonderhead'i anlattığımda beni göreceksin, jonsiden bahsettiğimde feryat figan acı çekmeyi, aşkı anlayacaksnı, sigur ros dediğimde çocukların berraklığını tadacaksın, adım attığın her evdeki tozdan hikayeler çıkaracaksın, tozların anlattıklarını duymaya çalışacaksın, benim sana olan sevgimi hiçbirinden duyamayacaksın, parlak gelecek denen şeyin aslında sadece ayaklarının yere basmasıyla olacağını anlayacaksın, evlilik en çok konuşulan şeydir ama en az konuştuğun insanda anlamlanır, aşkı anlatırken arkadaşlarının gözlerinin içinin güldüğünü görmeyi göstereceğim sana, gerçekten nasıl sevildiğini sadece kendimi anlatarak öğreteceğim, öğrendikçe gözlerin parlayacak, zihnimin ne kadar kısmının yaralandığını ve bilincimin ne kadar zor çalıştığını açıklayacağım, anlayacaksın belki düşüneceksin tek başınayken, ben sana nasıl alo dendiğini göstereceğim, nasıl mutluluğun tek kelimeyle aktarılacağını göstereceğim... ama sen bunların hiçbiriyle ilgilenmeyeceksin... sonra ben içmeye gideceğim, her zamanki halime geri döneceğim, ölmek dediğin ne ki, defalarca cehenneme gidip geldim, böyle düşünürsen hakikaten sıkıcısındır. bir insanı bir çok şey öldürebilir, hiçbiri her sabah uyanmak kadar ağır olmuyor inan. sadece şunu söyle, ben hep böyle boş mu hissedeceğim kendimi.. bana yalan söyleyemezsin, belli bir yerden sonra bana yalan söyleyemeyeceksin, sonra gideceksin, çünkü herkes gider. kollarını unutana kadar rüyalarıma gireceksin, sonra yüzün de yok olacak, fotoğraflar bağırırken kestiğim için. senin yine umrunda olmayacak bunlar...

sonra diyeceğim ki bir gün; en kötüsü hep tamamen bittiğinde, tamamen dindiğinde, insanın içini kkuzey kışı kapladığında gelir..

omurgamı aldın benim.

der susarım.

24.3.10

leila au pays du carrousel


"dönmesek artık anne, dönüp dolaşıp aynı yere gelmesek artık ?"

korku dolu bir an ve aynı zamanda sonsuz bir çocukluk hazzı, atlı karıncalar.
uykunun en derinini yaşadığımız zamanlar hani, "annemi üzdüm böylece bana hep tirenler çarpsındır" demiş ah muhsin ünlü, birhan keskin ise "annemle küs olduğum için oluyor tüm bunlar" demiş..
oysa anne, ben atlıkarıncada dönerken, elinde montumu tutan, endişeli gözlerle beni izlemeye çalışan, atlı karınca döndükçe etrafında koşturandır. ben ise tutunmuşum sıkı sıkı... annemin yüzü silikleştikçe korkuyorum, sanki diğer turda orada olmayacak, bir yandan da sırtında oturduğum o plastik, var olmayacak kadar beyaz attan inmek istemiyorum.. kafamı arkaya atıyorum, böyle kuzguni renkteki taratmadığım saçlarım garip garip hareket ediyor...

nefes tutma yarışları, hayali arkadaşlarım, atlı karıncalarım, oyuncaklarım, korktuğum palyaçolar, binemediğim garip aletler...

zamanın geçmesi, geçmesi ve geçmesi... garip haberlerin gelmesi "ölüm" denen, zaten yarım olan annenin tek tek bir çok parçasını yitirmesi. yazık kalmış ilişkilerin anılarının garip emsallerle karşımıza çıkıyor olması, garip ağlamalar, kapı çarpmaları..

hayal gücünün gerisindeki leila ve onun mutluluktan uçtuğu atlı karıncası.

midem bulanıyor artık, dönemiyorum bu dünyada, dünya dönsün ben dönemiyorum, midem kaldırmıyor diyen biri.
aynı kız,
aynı eller,
tırnaklar kan,
pırlanta yağmış sokaklar, kışın gri renginin yakıştırdığı kıyafetler, hüznün yakıştığı ekim insanı, kasım insanı o harika aralık insanı, temmuzun sıcağının garip neşesinin burukluğa dönüştüğü o insan.
bu dünyaya sığamamak…
annemin haberi yok ama, ben ona küsüm...

bir mevsim yok anne gibi..

kendime
bir
otomobil
çarpsın
coşkusu..

işte sen gülüyorsun ve beni daha geniş bir salona almış oluyorlar.